26 Temmuz 2010 Pazartesi

Neden Bu Kadar Bekledim Bilmiyorum...

Neden bu kadar bekledim bilmiyorum... Halbuki, her zaman bir şeyler karalamış, aklıma gelen herşeyi yazmışımdır. Bu blog olayına bugüne kadar sıcak bakmamanın mantıklı bir açıklaması malesef yok.


Belki de bir sebebi, mümkün olduğunca alt belleğime atmaya çalıştığım ama çok da başarılı olamadığım "annem ve günlük" anımdır... İlkokulda tuttuğum günlüğe saçma sapan herşeyi yazardım. Yazacak bir şey bulamazsam o gün ne yediğimi, hangi tokayı takıp okula gittiğimi, "İlk öpücük"dizisinde Annette'in, Suzy ile Susan'ın neler yaptıklarını falan anlatırdım. Tabi bir dee, ilkokulda "hayatımın aşkı" sandığım ve kimseye anlatmaya kıyamadığım Mustafa'yı yazardım... Mustafa, korkunç sarı dişli (Tabi o zamanlar bana hiç öyle korkunç falan gelmiyordu. Bir ara ben de diş fırçalamayı bırakmıştım. Sırf yan yana durunca dişlerimizin rengi sırıtmasın diye), saçının önü terden her zaman alnına yapışmış olan, küfürbaz, sümüklü (gerçek anlamıyla sümüklü) ama çok güzel gülüşlü bir çocuktu. Ben günlüğüme, "Bugün Mustafa bana gelip tükürdü, galiba o da benden hoşlanıoooo" tarzı mutlulukla dolu cümleler yazarken, meğer benim canım anneciğim de günlüğümü düzenli olarak okumaktaymış. Bununla da kalmayıp, beni sömestr tatilinde İzmir'deki teyzemin yanına gönderdiğinde, Ankara'daki teyzeme de günlüğümü vererek eserimin geniş kitlelere hitap etmesini sağlamıştı (Ankara'daki teyzemin ailemizin CNN'i olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım :) ). Velhasıl, ben bu olayı öğrenince bırakın günlük tutmaktan, hayattan soğumuş ve akşam yemeğine kadar odamdan çıkmayıp annemi protesto etmiştim. Annem, babamın yanından "Amaan n'olcak, ilkokul aşkı bu kızım. Herkes öğrense ne olur, geçici bunlar" diye bağırınca, babama kimseye aşık olmadığımı ispat etmek için odamdan çıkmak zorunda kalmıştım. O günden sonra hiç düzenli günlük tutmadım. İçimden geçenleri yazdığım kağıtları ya küçük paçalara ayırarak yok ettim ya da yaktım.


Bloglara sıcak bakmayışımın ikinci sebebi ise deşifre olma korkusu galiba. "Bunlar bu dünyada ancak benim başıma gelmiş olabilir!" düşüncesi ile, yazdığım bir kaç blogu birleştiren herhangi bir arkadaşımın, "Aaa, bu bizim Çilek ya!" demesi ile afişe olacağımdan ve yazdıklarımdan pişman olmaktan korkuyorum.


Neyse canım, iyi düşünelim, iyi olsun! Bu blogu, içimi dökmek için, hayatta nerede yanlış yaptığımı anlamak için, yaşadıklarımdan aldığım dersleri paylaşmak için açtım.


Hepimize hayırlı olsun :)


Çilek.

2 yorum:

  1. çok tatlı ve içten bi yazı olmuş Çilek aslında hepimiz yazmalıyız hayatın bize getirdiklerini ve bizden aldıklarını-ki okusunlar bizi. böylece başkaları da yapmasınlar aynı hataları :)

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkürler :)

    gerçi bazen hata olduğunu bile bile yapmak istiyor insan ;)

    YanıtlaSil